Category Archives: Anlayışçı nizam

Dün yok bugün var

Category : Anlayışçı nizam

Anlayışçı nizam elbette dünyadaki modernist nizamı eleştirecek, tarihi karakterleri tenkit edecek ve yeri geldiğinde takdir edecek, dünyaya bir de kendi bakış açısıyla söz söyleyecektir lakin bu demek değildir ki tarih için hınç beslenip bugün ve yarın berbat edilsin. Şu hayatımızda tek gün vardır o da bugündür. Dün geçti yarın gelecek mi belli değil o zaman ne yapacağız dünya barışına hizmet için? Anı yaşayacağız bugün var belki yarın olmayacak bugün son günümüz gibi düşünelim. Tarih meseleleri üzerinden kalp kıranlar, tarih konuları yüzünden birbiriyle çatışan kişiler ve gruplar ancak zavallıdırlar. Tarih elbette bir bilinçtir bununla birlikte geçmiş geçmiştir yani insanlar yaşadıkları güne bakmalıdırlar. Misal mezhep savaşları ne için? Geçmişte ortaya çıkmış yorum farklarının fanatikliğidir eskiler yaptı diye bugün neden yapılsın ki? bugün dini inancını yaşarsın ve anlatabiliyorsan anlatırsın. asırlar önce yaşamış gruplar arasında o haklıydı bu haklıydı kavgası doğru değildir.

Yahut diğer politik meseleler misal osmanlı tarihi. Yahut cumhuriyet tarihi padişah yarıştırma, paşa yarıştırma cumhurbaşkanı yarıştırma, o padişahı savunma bu cumhurbaşkanın savunma gibi teranelerle cepheleşmek doğru mudur? ne padişahlar ne de cumhuriyeti kuranlar yaşamıyor artık öldüler. onlardan sonra gelen kuşağın da çoğu öldü hatta. 2020’li yıllardayız ve 1900’lerin başının politik taraflarını savunuyoruz hatalıya hatalı diyemiyoruz böyle bir düşünce anlayışçı düşünce olabilir mi?

Bu sebepledir ki bir anlayışçının bilinci dün yok bugün var bilincidir. Bugünü son günü gibi yaşayan bir insan gereksiz çekişmelerle hayatını geçirmez. Elimizde tutamadığımız tarihi tartışıp cephelenmeler yaparak bir şeyler kazanamayız. Evet tarihte hepimizin haklı gördüğü taraflar olacak ama başkası benim haklı gördüğüm tarafı haksız gördü diye o başkasına karşı neden kötü bir fikre sahip olalım ki? Şayet bize zarar vermek niyeti yoksa. Bu farkta en sevdiğimiz renkler arasındaki farklılığı duyunca önemsediğimiz kadar olmalıdır. Misal ben mavi severim sen kırmızı seversin en sevdiğin renk olarak. Tamam der geçerim üzerinde düşünmem işte mutlu bir hayatın sırrı budur.


Anlayışçılık ve felsefe kavramı

Category : Anlayışçı nizam

Felsefe saçmadır. anlayışçı fikriyat ne o zaman? Diyen olacak olursa da şöyle cevap vereyim “saçmadır ama neden?” sonuçta kafamıza estiği için saçma demiyoruz. “Allah’ın emrinin yanında saçmadır” demek istiyoruz. Burada bilgili olma cahil kalmama faydalı bir birey olmayı kastetmiyorum insanın ne kadar düşünürse düşürsün idrakının sınırlarından bahsediyorum işte bu yüzden felsefe saçmalıktır. Mesela şu açıdan bakmışımdır ben modern putlar adlı makalemde:

“herkesin bir dogma’sı vardır hayatında ben sorguluyorum diyorsun niçin sorguladığını sorguluyor musun? Niçin sorguladığımı sorguluyorum diyorsun peki o zaman niçin sorguladığını sorguladığını sorguluyor musun? Bu sonsuz sayıda çoğaltılabilir. O yüzden kafasına göre kimse kimseye şucu bucu dememelidir. İkna edemeyenler insanlara hakaret ederler ancak. Sen ikna edemiyorsan bu senin beceremeyişindir.Ayranım ekşi demez tabi kimse ama ayranım ekşi demeyen de bir yerde bencil olur ve sonuca varamaz.

Evet düşünmenin de bir sınırı var ve ömrümüz çok düşünüp tüm soruları açıklamaya yetmiyor. Ve insanoğlu o kadar bencil ki Allah’ın sözünü görmezden gelip mutlak doğruyu kendi elleriyle bulabileceğini sanıyor. Mutlak doğru zaten Allah’tır peygamberleridir kitaplarıdır imandır bunlardan gerisi imtihan vesilesi ve bir aldanış vesilesi. Tabi almasını bilenlere de Allah’ın sanatını görme vesilesidir.

“Allah neden yarattı bunu?” Diye soracağımıza “Allah ne güzel yaratmış acaba nasıl faydalanabilirim?” diye sorsak en güzel işi yapmış oluruz. Kainatın idrakı mesela uzaya araçlar gönderip izlemek uzayı gayet güzel bir aktivite yıldızlara bakmak ve Allah’ın yarattıklarını görmek bu sayede azamete şahit olabilmektir mesele.

Cennette baldan, sütten ırmaklar olduğuna neden şaşırıyor ki insanlar? Uzakta değil ölmeden de görülebilecek bir mesafede satürn’ün uydusu titan’da sıvı doğalgaz akan ırmaklar varken Allah’ın vaadine kim uçuk kaçık deme cüretini gösterebilir ki bencil duyguları galip gelmiyorsa?

Neptün’de elmas yağmurları olduğunu çoğu kez okudum ve “elmasla kaplı dağlardan oluşan gezegenler” iddiasında ilim insanlarını duymuştum bunu Allah yapıyorsa rabbimizin hazinesinin genişliğine şüphe mi edilir?

Cehaletten arınmak sadece tonla kitap okumakla olmamıştır ve olmayacaktır. Cehaletten kurtulmanın bir şartı da güvenilir, temiz insan, iyi insan olmaktan geçer, hoşgörüden geçer. Her zeki insan güvenilir değildir. Bilginin taçlandırılması iyi karakter sahibi, empati sahibi olmakla gerçekleşir, Allah’ın emir ve yasaklarına iman ederek gerçekleşir işte bu yüzden Allah’ın emrinin yanında bizim fikriyatımızın da başka fikriyatların da kıymeti yoktur bunlar dünyalıktır. Fakat güven ve mutluluk her alemde her zaman kıymetlidir. Dünyada insanlar olmadan evvel hayvanlar yaşıyordu onlar bile hangi hayvan güvenilir ya da değil ona göre hareket ediyordu.

Bu yüzden saçma yani 3 günlük dünya olduğu için saçmadır, idrakimiz sınırlı olduğu için saçmadır. Keşke huzur sahibi olmayı daha fazla idrak eden bir dünyada yaşasak.

Soru: ne yani düşünmeyelim mi?
Cevap: düşünün tabi ve “insan zihninin mutlaka sınırları vardır” ilkesini de bilin. Tımarhanedeki bir akıl hastasının orada yatma sebeplerinden birisi de düşüncelerini mantık çerçevesine oturtmayı becerememesinden kaynaklanır. Mantık çerçevesine oturtsaydı filozof derdik, büyük düşünür derdik, uğruna heykeller bile dikerdik. Akıl aklına hakim olanı filozof eder olamayanı mecnun eder. Mesele aklı doğru kullanabilmektedir. Söz olur adamı vezir eder söz olur adamı rezil eder.


Doğru yoktur

Category : Anlayışçı nizam

Her insanın kendi doğruları vardır. Örneğin bir dine inanıyorsanız o dinin söylediklerinin doğru olduğuna inanmalısınız çünkü sizlere öyle öğretilmiştir. Ayrıca dinlerin de “gerçek” dediği kavramdan hareketle doğruluğuna hak verirsiniz. Çünkü düşünün bir peygamber olmak için mucize göstermek gereklidir. Örneğin bir mucize gösteremiyorsanız size kimse inanmaz doğal olarak. İnsanlık sanıldığı gibi rönesanstan sonra akıllanmadı örneğin sokrates’in, aristo’nun yaşadığı tarihler hristiyanlıktan ve islamiyetten önceki tarihlere tekabül eder. Yani düşünmenin önünde teknolojik imkansızlıklar engel değildir. Çünkü teknoloji de düşünce ile olan bir olgudur. İnsanların düşüncesi şartlara göre değişir ve doğruları da şartlara göre oluşur. Örneğin 1000 sene önce birisi “kölelik kalkacak” dese ona herkes gülerdi fakat günümüzde klasik anlamıyla kölelik kalmamıştır. Yani zaman doğruları da değiştirir. Hatta dinleri bile. Evet yanlış okumadınız kaynakları bugüne kadar hiç değişmemiş olan islamiyet bile zaman içinde farklı yorumlar almıştır. Örneğin şeyhülislam ebu suud efendi kanuni sultan süleyman zamanında “kahve haramdır” fetvası vermiştir fakat daha sonraki şeyhülislamlar zamanında “kahve haram değildir” fetvası çıkmıştır. İşte bunu dinin zaman içerisinde yorum olarak değiştiğine örnek gösterebiliriz. Yani doğru kavramı dinsel yorumlar için bile farklılık gösterebilirken biz nasıl olur da “benim doğrum kesin doğrudur” diyebiliriz?(metinin değil yorum farkının değişikliği söz konusudur. Kuran’da kahve haramdır yazmaz. Yani bir dönem alimler icma ve kıyas yöntemiyle bu görüşte olmuşlar sonra görüşlerini düzeltmişlerdir. Doğru bilgiye ulaşamayan mümine hesap sorulmaz) İhtimal diye bir şey vardır. Doğru olmama ihtimali de %50’dir. Yani doğru kavramı da göreceli bir kavramdır diyebiliriz. Sizin için doğru olan başkası için safsata olabilir ve bu gayet doğal bir durumdur çünkü 7 milyar insan varsa 7 milyar ayrı fikir olmak zorundadır.


Yapay dil mi? yapımcısı mı daha mühimdir?

Category : Anlayışçı nizam

Her eserin yapımcısı olduğu gibi yapay dillerin de bir yapımcısı vardır sonuçta doğal ortamda kendi kendilerine gelişmediler bir insan düşündü ve geliştirdi yapay dili. Peki hangisi mühim? yapay dil mi? yapımcı mı?

Elbette yapay dil ve idealler daha önemlidir. Çünkü yapımcı ölümlüdür ölünce ahirete göç eder bu dünyada bir iddiası kalmaz tıpkı tarih boyunca nice büyük insanlar öldüğü gibi yapay dil yapımcısı da ölecektir bu yüzden yapay dil ve idealler yapımcıdan ve kimliğinden önemlidir. Esperanto’nun aktif konuşulması mı önemli yoksa zamenhof’un kaç kardeşinin olduğu mu önemli? Nomuli ve anlayışçı nizamın mı düşünsel değeri çok yoksa Mustafa Kaptan’ın yaşam öyküsü mü? Mona liza mı sanat eseridir leonardo da vinci’nin elbisesinin rengi mi? elbette tümünün cevabı yapıtlardır kişi değildir.

Kişinin hiç mi önemi yok?

Bir yapay dilin yapımcısının elbette kim olduğu bilinecektir bilinmesin diye bir şey olmaz. Ayrıca kişi önemli değil diye anonim bir biçimde yapay dil yapmakta doğru olmaz. Sonuçta dil yapıyorsanız birilerinden çekinmek gerekmez bunu defaaten söyledik daha da söyleriz. Kişi mühimdir lakin kişi kültü yanlıştır yapay bir dilin olmazsa olmazı değildir. Elbette yapan kişinin emeğine saygı duyulmalı bununla birlikte kültleştirme olmamalıdır.

Anlayışçı nizam felsefesinin dil mi dilci mi konusuna bakışı

Anlayışçı nizam insanları abartıp şişirmeyi, kültleştirmeyi, putlaştırmayı yanlış bulan bir felsefedir bu yüzden anlayışçı nizam da dilciden çok dil ve idealler önemlidir der çünkü idealler siz öldükten sonra da yaşayabilir lakin siz öldükten sonra dünyada olamazsınız. Allah mahşer gününde tüm yaptıklarınızı soracakken ideallerinizi de soracaktır bu yüzden idealler önemlidir.

Sizin vücudunuz düşüncelerinizle anlam bulur yoksa hayvanlarda da vücut vardır. Yapay dilcilikte özne yapımcının kendisi değil oluşturduğu konu olmalıdır. Büyük insanlar fikirleri tartışır küçük insanlar kişileri tartışır. Kişilerin fikirlerini münazara etmeye evet kişileri eleştirilemez kılmaya hayır. Her fikrin kurucusu eleştirilebildiği gibi yapay dil yapımcısı da eleştirilebilmelidir eleştiriden münezzeh olamaz. Kaldı ki anlayışçı nizama göre dilin idealleri de hatta nizamın kendisi de eleştirilebilir. İdealleri eleştirebilen anlayışçı nizam düşüncesi eleştirilemez kişiler mefhumuna karşıdır.


Öğrenilmiş çaresizlik

Category : Anlayışçı nizam

Yapay dilcilikte fayda görmeyenlerin muzdarip olduğu hastalıktır. Daha önce olmamış ortak bir dünya dili şimdi de olmaz düşüncesi. Bunu öğrenilmiş çaresizlikle açığa kavuşturuyor anlayışçılık:

Öğrenilmiş çaresizlik örneğin X adlı futbol takımı 5 yıldır Y adlı takımı kendi evinde yenemediği varsayılırsa Bu durum X adlı takımın taraftarlarında “artık Y takımını kendi evinde yenemeyiz” psikolojisi oluşturmaktadır. Halbuki yenemeyecekleri bir kesinlik değildir. Yenme ihtimalleri yüzde ellidir. Fakat insan en büyük engeli ancak kendisine koyar. Taraftarın kendi kendine bu yenilgiyi kabullenmesine öğrenilmiş çaresizlik denir. Toplumların gelişimini engelleyen, bireylerin özgüvenlerini çürüten bir unsurdur. Bu yüzden anlayışçı düşünce öğrenilmiş çaresizliği hatırlamayı ve ondan kurtulmayı savunur. Çevremizi güzelleştirmek için bir evvela bunu yapmalıyız. İnsan düşünen bir varlıktır ve de düşünmelidir. “Neden olsun ki?” kalıbı yerine “neden olmasın ki?” kalıbını kullanmalıyız işte o zaman yeni kapılar açılmış olur insanoğluna.

bir örnek daha verelim mesela:

Birileri çocukluğunuzda size sadece meyve olarak elma verse ve yıllarca onu yeseniz diğer meyveleri istediğinizdeyse “elmayla aynı vitaminlere sahip”, “hem elmanın tadı daha güzel”, “armutun tipine baksana ne komik duruyor” dese sizin için tek seçenek doğal olarak elma olacaktır. Bir süre sonra elmayı reddetmeye başlayacaksınız ve ister istemez diğer meyvelere saldıracaksınız ve belki de elmayı artık görmek istemeyeceksiniz. İşte bu buna benzer. Küçüklükten beri tüm meyveleri yerseniz elmadan da tiksinmezsiniz. Fakat dayatılırsa güzel bir meyve olan elmadan bir süre sonra bıkarsınız.

İşte bize de başaramazsınız diyenlerin durumudur öğrenilmiş çaresizlik. Zaten ülkemizden mucit beyinler çıksa da hemen köreltilmesinin en büyük sebebidir “başaramazsın”, “neden olsun ki?” demek.


Çoğunluk ve eskilik safsatası

Category : Anlayışçı nizam

Yapay dilcilikte çoğunluk olan dillerin doğruluğu yapay olanların yapılmasının yanlışlığı gibi bir safsata mevcuttur. Anlayışçı nizam buna karşı hem yapay dilciliğe hem de diğer fikri meselelere azınlık olmanın yanlışlık olunmayacağıyla alakalı çoğunluk ve eskilik konulu şu makaleyi içermiştir;

Çoğunluk demek bir görüşte, bir fikirde, bir özellikte olan kişi veya nesnelerin fazlalığı demektir. Ve de çoğunluk doğruluk manasına gelmemektedir. Aynı zamanda bir görüş ne kadar eskiyse o kadar doğrudur diye bir şey de yoktur. Çoğunluğun ve eskiliğin doğruluk olduğuna herkes kanaat getirseydi ne bilim gelişebilirdi ne de peygamberler başarılı olabilirdi. Galileo dünya dönüyor dedi ve azınlıktaydı kilise ve çevresi çoğunluktaydı dediler öldürürüz seni. Galileo takiye yaparak kelleyi kurtarsa da gün geldi batıl zail oldu dünyanın döndüğü kabul edildi kaçınılmaz olarak. Galileo az sayıda insandan birisiydi ve haklı birisiydi.

Birçok peygamber kavimlerine hak mesajı getirdi ama inanmadılar. İsa aleyhiselama 12 kişi inandı, nuh aleyhiselama ailesinden bile inanmayanlar çıktı, ibrahim aleyhiselam doğduğu toprakları terk etti kavmine tesiri olmayınca ve de hepsi haktı batıl güçlüydü, batıl çoğunluktu, ibrahim peygamberin canına kast etmeye kalksa bile zail olmaya mahkumdu. İbrahim aleyhiselam da düşünebilirdi “aman canım topluma uyayım ben de, sonuçta put yapıp satıyoruz ve tapıyoruz herkes yapıyor yani” diye. Lakin düşünmedi babası putlar konusunda memleketin otoritesiyken putları kırdı, sonrası ise doğduğu toprakları terk etmekti. İbrahim peygamber yalnızdı ama hak yolun yolcusuydu. Hakeza ibrahim peygamberin kuzeni lut aleyhiselam da ahlaksızlığın hakim olduğu kavme peygamber oldu dedi ki onlara eşcinsellik yapmayın, cinsi sapkınlıklar yapmayın temiz zevkler varken kirli zevklere yönelmeyin dedi. Kavmi dinlemedi başına taş yağdı. Lut aleyhiselam azınlıktaydı “aman canım cinsel serbestlik en iyisidir bana ne” demedi. Bugün mesela popüler kültür özendiriyor diye bu ahlaksızlığa karşı çıkanlara ayrımcı diyorlar. Hayır efendim biz lut kavmindeki suskunlardan olmayacağız bize ayrımcı diyeceksiniz diye batıla intisap etmeyeceğiz. Arkanızdaki para lobileri sayıca üstün olsa bile bu size hak payesi vermez.

Peygamber efendimiz de mekkeli müşriklere peygamber geldi atalarının geleneklerine inanmadığını hak mesajı getirdiğini söyledi. Azınlıktaydı yıllarca da azınlıkta kaldı. Ona da dediler biz çoğunluğuz sen ise fitnecisin diye ama bunun bir safsata olduğunu peygamberimiz biliyordu çünkü hak mesajı alıyordu. Peygamberimiz kısık sesliydi, sesi duyulmadı ama sabretti tüm batıl yerle yeksan oldu hak galip geldi.

Yani dünyada hep azınlıkta kalan haklılar var oldu, kısık sesliler oldu ama bu onların haksız olduğunu ispat edemedi. Bugün bile çoğunluk olup hakkın kendisi olduğunu iddia eden haksızlar mevcuttur. Bu haksızlar anlayışçı nizamı da önemsiz görüyorlar. Misal kim neler diyor bakalım;

Evet bu dünyada paraya tapan, kavmiyetçilik yapan, lider kültü takip eden çok kişi var ve bu onların haklı olduğunu göstermez. Misal anlayışçı nizam fikir akımına çok soran olmuştur kaç kişi bu fikirleri benimsiyor? Diye. Yani fikri savunan çok olunca mı fikir haklı oluyor? Bu mudur yani? Naziler de seçimle birinci parti oldu bunu da belirtelim çoğunluktu naziler almanyayı zorla ele geçirmediler alman halkı bizzat iktidarı nazilere teslim etmişti. O gün nazileri eleştirsen sana diyeceklerdi “sen kimsin ki senin gibi düşünen kaç kişi var?”

Kavmiyetçi duyguları yüksek bir toplumda ırk yoktur dersen “herkes kavmiyetçi buralarda” cevabını alırsınız yani çoğunluk olduğu için ezmeye çalışırlar karşıdakileri lakin ırksızlık akımına bir cevap geliştiremezler. İnsanların çoğu yanlış düşünüyorsa doğrudur hesabı yaparlar.

Misal bir lider kültçüsü de kendi liderlerine eleştiri getirdiğinizde “senin gibi düşünenler azınlıkta” der hatta tehdit bile eder dünyanın mevzubahis lider etrafında şekillendiğini zannedenleri bile mevcuttur halbuki mevzubahis lider sempatizanlarının oranı tüm dünya insanlarının oranının yanında %0’lı rakamlardadır lakin bunlar dünyanın içerisindeki bir azınlıkken kendileri gibi düşünmeyen kendilerinden daha az bir azınlığa biz daha fazlayız diye psikolojik baskı kurabilmektedir. Halbuki güneş balçıkla sıvanmaz anlayışçı nizam tüm modernist ideolojilere cevap vermiştir. Yani modernist düşüncelerin yüzlerce yıldır insanlar yanlış düşünüyordu sen mi doğru düşünüyorsun? Sorusunu çöpe atmıştır. Sonuçta modernist ideolojileri oluşturanlara bile “senden öncekiler yanlış biliyordu sen mi doğrusun?” diyorlardı.

Sadece farklı görüşler hakkında değil aynı fikir akımında da çoğunluk ve eskilik savunucuları vardır. Misal modernist ideolojilerden olan sosyalizme yeni bir yorum getirsen “bu adam leninin yolundan sapmış, lenin bilemedi sen mi bileceksin, marx nasıl yanılır” diyenler var olabilmektedir. Hakeza liberalizme yeni bir yorum getirsen “klasik liberallikten sapmışlar liberal olamaz” diye düşünenler bile mevcuttur çünkü eski=doğru demektir onlar için.

Yahut milliyetçiliği ele alalım misal siz milliyetçiliğe yeni yorum getirirseniz “bu ırksal töremize aykırı, geçmiş liderlerimiz gibi düşünmezsen milliyetçi olamazsın, milletini istediğin gibi sevmek sana mı kaldı” gibisinden sözlerle muhatap olabilirsiniz. Hatta ülkemizde lider sempatizanlarında da bu durum mevcuttur lider prensiplerinin yanına yeni bir prensip kabul etmezler çünkü liderleri düşünmüştür ondan daha iyi düşünmek zinhar düşünülemez düşünülürse lider severlikten çıkılabilir. Bu hezeyan sahipleri sevdikleri liderin de yola çıkarken tek olduğunu bilmez yahut haberdardır da işlerine gelmez.

Peki dini yorumlamada var mı eskilik ve çoğunluk haklıdır görüşü? Olmaz mı efendim olmaz mı? Zaten peygamberler eskiden bu yüzden geliyorlardı kalıpları kırmak için. Bugün peygamber yok lakin dini yorumlamada farklılık oluyor ki bugüne has bir şey değil eskiden de oluyordu. Bugün dini hiçbirşey ilave etmeden olduğu gibi yorumlasan birileri şunları der; “1400 yıldır bilemediler sen mi bildin, eski alimler bilemedi sen mi bildin, iyisin hoşsun ama bu kadar çok kişi yanılıyor olamaz” işte 3 aşağı 5 yukarı bunları söylerler. Ve de ilginçtir aynı sözleri eskiden de söylüyorlardı hatta mezhep imamlarına bile bu sözler söylenmiştir “sen sahabeden daha mı iyi bileceksin, 100 senedir kimse bilemedi ebu hanife bildi öyle mi?” denmiştir yani. Hatta erken dönem islam alimleri ve mezhep imamları birbirini kıyasıya eleştirmiştir bile.

Yani sözün özü şudur; çoğunluk ve eskilik haklılık değildir doğru yolda olduğunuza eminseniz yalnız yürümekten korkmamanız gerekir. Batıl sürüsünün içinde hak bildiklerinizi içinize atarak yaşarsanız kayıp bir ömür geçirmişsiniz demektir. Eskilerden ve toplumdaki çoğu kişiden daha doğru düşünüyor olabilirsiniz söyleyin içinizde kalmasın belki dünyayı değiştirecek kelime sizin dudaklarınızdan çıkacaktır. Bir kelimeyle çok şey değişiyor ağzınızdan çıkan sonraki kuşakta atasözü olsa ve insanların etiğine, ahlakına etki etse dünya değişir. Bir kelimeniz dünyayı değiştirir mutlaka sözünüze itimat eden çıkar. En kanlı zalim diktatörler olan pol pot, stalin, hitler gibilere itimat eden çıktıysa size de çıkacaktır.


Tarafsızlık mümkün değildir

Category : Anlayışçı nizam

Tarafsızlık kavramı sadece kısa süreliğine mümkün olan bir kavramdır çünkü her insanın kendi doğru kabul ettiği şeyler bulunmaktadır. 2 kişi tartışıyor diyelim mutlaka tartışanlardan birisinin görüşü size yakın gelecektir bir süre sonra. Bu doğal bir süreçtir. Eğer tartışan 2 kişiye tartışma boyunca tarafsız yaklaşırım diyorsanız ya yalan söylüyorsunuzdur ya da sizin onlardan ayrı bir fikriniz vardır. Yani her halükarda tarafsınız demektir. Ayrı fikre sahip olmak mevcudun dışında bir seçeneğe taraf olmaktır bu tarafsızlık değildir.


Ademoğluculuk

Category : Anlayışçı nizam

anlayışçı nizam külliyatında yazılanı özet geçmek gerekirse ademoğluculuk şudur;
Dünyada insanoğlunun kökeni gerek bilimsel gerek dinsel olsun tektir, deri rengi, dil, kültür gibi farklılıklarsa toplumların asırlar boyunca birbirinden çeşitli sebeplerle izole yaşaması sebebiyle oluşmuş çeşitlenmelerdir yani farklılıklardır kimse de farklılığından dolayı üstün yahut aşağı değildir. Anlayışçı nizam ademoğluculuk görüşüne göre ırk ve kavim kavramları sembolik kavramlardır. misal alman olmakla türk olmak arasındaki fark çikolatalı dondurma sevmekle çilekli dondurma sevmek arasındaki fark gibi görünür anlayışçı nizamın ademoğluculuk fikrine göre.

Ademoğluculuk ırk ve kavim ayrımcılığına ve ayrımına karşıdır. Ademoğluculuk fikri modernist gafiller kavim ayrımcılığı yapsa bile sen kavim ayrımcılığı yapmayacaksın düsturudur. yani bir anlayışçıya ırkçılık yapsalar bile bir anlayışçı karşıdakinin ırkını yahut milletini değil bu kavramları suçlar çünkü o kavramlar yüzünden insan bu haldedir der. Ademoğluculuk “hepiniz ademdensiniz ademse topraktandır” görüşünün bir tezahürüdür, ademoğluculuk dünyada sadece iyi ve kötü insanlar vardır görüşünün savunucusudur iyi insanlar bir millet kötü insanlar bir millettir iyi insan nedir peki?

iyi insan kendi halinde yaşayan başkasının yaşama hakkına ve tercihlerine kendisine müdahale edilmiyorsa müdahale etmeyen zararsız kendi halinde günlük hayatını yaşayan insandır anlayışçı nizamın iyi insan tanımı budur. Bunun dışındaki farklılıklar bireyin sadece kendisini ilgilendirir. Ademoğluculuk multikültürelizmi, bir arada yaşamak mümkündür görüşünü savunur çünkü iletişim herşeyin anahtarıdır dil bariyeri de iletişimin anahtarıdır dil bariyerini yıkmakta ortak dilcilikle mümkündür, yapay dilcilik bu yoldaki bir merhaledir.

Ademoğluculuk başka insanları ve başka insanların fikirlerini zorla sevmekte değildir sadece başka insanların insanca yaşama hakkını savunmaktır. Çünkü ademoğluculuk bir sevgi ilkesi değil bir insan sınıflandırma görüşüdür.


Konuşma ve Propaganda hakkı

Category : Anlayışçı nizam

Her dilin konuşulma ve tanıtılma hakkı vardır bu hak lütuf olarak sunulamaz ve elden alınamaz. Herkesin dilini konuşması, öğrenmesi, öğretmesi, onun hakkında bilgiler vermesi anasının ak sütü gibi helaldir. Bir yapay dilci de hakeza özgürce dilini konuşup tanıtabilmelidir. Reklam da neticede bir haktan ibarettir.

Peki Nasıl?

Herşeyi yeri ve zamanında yaparak. atmosferi koklayarak. konuşma hakkınızı nasıl kullanırsınız, propaganda hakkınızı nerede ve nasıl kullanırsınız hepsine gireceğiz. Çünkü sizin haklarınız var başkalarının nasıl hakkı varsa.

Konuşma ve kullanma hakkı

Kimse kimsenin ana dilini konuşma hakkına karışamaz, yahut başka bir dili konuşma hakkına karışamaz. Bulunduğunuz toplumda ise yabancı bir dilde konuşuyorsanız ana dilinizdeki tercümeyi de yapmanız gerekir. tabii ki karşınızdaki kişileri iyi tanıyorsanız yapay dilinizde konuşabilirsiniz. kendi kendinize de konuşabilirsiniz ki kendi kendinize konuşmanız toplum tarafından yanlış anlaşılır. kimse görmeden konuşursanız bir sorun yokta yakalanırsanız damgayı yiyebilirsiniz. ne yapmak lazım? şarkı söylemek lazım. melodik bir ahenkle söyleyince insanlar yalnız olmanıza genelde aldırmazlar. kendi kendinize şarkı söylerseniz göze batmazsınız nihayetinde.

ayrıca ne kadar yapay dilci olduğunuza göre değişir özgürce konuşma oranınız. yeni yetme bir yapay dilciyseniz çevrenizdeki insanlara dilinizden cümleler kurmanız halinde alacağınız tepki ağır olabilir lakin yılların yapay dilcisiyseniz insanlar sizi tanır nihayetinde ve siz de nerede ne konuşuluyor bilirsiniz. yapay dilinizde konuşmak için ortam mühimdir bir diyalog halinde konuşulan konu mühimdir. gidip otomobil beygir güçlerinden bahsederken yapay dilinizde bir şeyleri konuşmaya başlamak karşınızdakine “hayda buyur buradan yak” dedirtir. Lakin konu dil meselesiyse ve hatta yabancı dillerse kapı açıldı konuşmak için demektir. Ayrıca şu da unutulmamalıdır ki bir yapay dili 2 kişi biliyorsa ve 2 insan karşılıklı konuşuyorsa bu dili üçüncü insanın müdahaleye kesinlikle hakkı yoktur müdahale edemez ederse insan haklarına bile aykırı olur. Aslında tek kişiye de müdahale edemez lakin biz toplumsal olarak garip karşılanmayın diye bu kadar öneri yapıyoruz. yani kendi kendinize yapay dil konuşurken birisi size yumruk atsa suçludur o kişinin o yumruğu atmaya hakkı yoktur. konuşma konusunda son olarak şu mühimdir; tercümesiz bir biçimde dilinizi bilmeyen birisine dilinizde hitap etmeyin karşınızdaki sizi anlamayacaktır.

kullanım hakkına gelince diyalog halinde değilseniz, resmi evraklarda kullanmıyorsanız yapay dilinizi istediğiniz gibi yazma ve kullanma hakkına sahipsiniz. Notlarınızı sadece yapay dilinizde mi alıyorsunuz? kimse karışamaz, bilgisayarınızda klasör isimleri yapay dilinizde mi? kimse karışamaz. Sadece bilgisayarın sistem dosyalarının ismiyle oynamayın yeter(yerel disk, bilgisayarım, windows, ağ bağlantıları gibi işletim sisteminin kurulumunda olan dosyalar). Yapay dilinizde tercümesiz kitap mı yazıyorsunuz? kimse karışamaz. sadece yapay dilinizden yazıların bulunduğu bir site mi açıyorsunuz? kimse karışamaz. Yapay dilinizde şarkı, şiir mi oluşturuyorsunuz? kimse karışamaz. sonuçta şahsi olarak yaptığınız bir şeye kimse müdahale hakkına sahip değildir

Deklarasyon ve propaganda

Dilin tanıtımı da önemli bir şeydir elbette ve reklam da bir insan hakkıdır iletişimin vazgeçilmez unsurlarından birisi de reklamdır. Peki propagandayı nasıl yaparız?

Yapay dillerde propaganda gelişen teknolojiyle birlikte kolaylaşmıştır. En kolayı ve etkilisi internettir. İnternette br site yahut sosyal medya hesabı açarak sınırsız propaganda yapabilirsiniz. gazete, tv, basılı kitap gibi klasik yöntemler ise nispeten zordur. reyting, para gibi kaygılar işin içerisine girer ve tv ve gazete için medya yöneticilerinin yayın onayı gerekir sosyal medyada bu yoktur.

Peki gelelim en eski propagandaya. Yüz yüze propaganda

İnsanlık tarihinin en kadim reklam ve propagandası yüz yüze propagandadır ilk insandan beri vardır. yüz yüze propagandada ise yer ve zaman mühimdir. kaldı ki çok incelik gerektirir tanıdığınız veya tanımadığınız fark etmez yüz yüze propaganda gibi en eski ve en etkili propagandayı yapmak bir sanattır, meziyettir. Tanıdığınız birisine propaganda nasıl yapılır ve yapılmaz?

propaganda gün içerisinde yapılır. gecenin 2’sinde tanıdığınız kişiyi uyandırıp yapay dil sohbetleri yapmayınız hatta mesleki kariyer planları da konuşmayınız bırakın insanlar uykusunu uyusun hatta siz de uyuyun. gece 2’de durup dururken propaganda yapmak için insan uyandırılmaz siz de uyanmayın zaten o saatte propaganda için. oldu uyandınız uyuyun. o saatte uyunur.

karşınızdaki kişinin ruh hali mühimdir. gün boyu hastanede bir yakınına refakat eden birisine, arabayla kaza yapıp arabası hurdaya çıkmış ve binlerce lira zarara girmiş birisine, gün içinde yakınını kaybetmiş birisine, ağır hasta birisine propaganda ya-pıl-maz. milletin derdi başından aşkınsa bir zahmet susun oturun iyi zamanı kollayın. misal aile bireylerinden birisi vefat etmiş birisi size borçlu olsa cenazede istemek büyük saygısızlık olur, böyle bir hareketi yapan “ben empati özürlüyüm” demiş olur. insanların zor zamanlarında onlara destek olunur herhangi bir şey talep edilmez, propaganda yapılmaz bunu iyi anlayın. sadece yapay dil için değil herşey için geçerlidir bu görgü kuralını dikkate almazsanız çevrenizde seveniniz kalmaz.

ve mekan! işyerinizde mesai arkadaşlarınıza dilinizden bahsedebilirsiniz ki bunu genellikle onlar sorunca yapmanız tavsiye edilir diğer türlü siz insanları işinden alıkoyuyormuş izlenimi verirsiniz. kimseyi işinden alıkoymayın. “işinizi bırakın ve yapay dil dersimi dinleyin” derseniz patronunuzdan da “muhasebeden çıkışını al” sözünü yakında dinlersiniz. mesai saatinde iş yapılır.

okuldaysa herkes ne yapacağını 3 aşağı 5 yukarı bilir. ders esnasında öğretmenin tutumu da mühimdir ciddi ciddi ders anlatılıyorsa ve sınıftan çıt çıkmıyorsa çıt çıkarmayın çıkarırsanız anlaşılır. öğretmenler bazen dersi bırakır serbestsiniz der ve oturur bu esnada arkadaşlarınızla dilinizi paylaşabilirsiniz. Öğretmeniniz çocuklarla arkadaş gibi olan biriyse ders esnasında bile konu dilinize gelebilir lakin asık suratlı barut gibi bir öğretmenin dersinde de macera aramayın.

hastanede, cenazede ve ibadethanede de propaganda olmaz. hastanede millet zaten derdi için oradadır, cenazede de milletin acısı vardır, ibadethaneyse Allah’ın evidir. Camiye namaz kılmaya gidilir propaganda yapmaya kalkarsanız en iyi ihtimal cemaat tarafından susturulursunuz millette size nasihat verir. diğer ihtimallerse sırasıyla camiden kovulmak ve dayak yemek olarak sıralanabilir. Camide ibadet yapılır başka birşey yapılmaz. zaten iyi bir yapay dilci neyi nerede konuşacağını da iyi bilir.

Yapay dil propagandaları sokakta geçen adama yapılmaz diye daha önce bir yazımızda bahsetmiştik. Peki yapay dil propagandası nasıl açılır? elbette dil muhabbetleriyle açılır. dil muhabbetlerini açıp önce türkçe sonra ingilizce konuları sonra yabancı dil konusuna değinirsiniz sonra yapay dil meselesine giriş yapar tanıtımınızı yaparsınız. tamamen olumsuz bir tepki alırsanız konuyu değiştirin olumlu yahut nötr tepkilerde ise rutin hızınızda devam ediniz.

Yani sözün özü şudur; deklarasyon ve propaganda hakkınızdır yeter ki neyi nerede ne zaman nasıl yapacağınızı bilin.


Anlayışçı nizam tarihi

Category : Anlayışçı nizam

Anlayışçı nizamın tarihi 1998 kasım ayında başlar Mustafa Kaptan çocukluğundan beri dil bolluğu içerisinde büyümüştür bunu çok dile getirdik bir de işin dini ve güncel konular boyutu da vardır yaşıtları oyun dünyasında boğulurken Mustafa kaptan haber bültenleri ve dini programlar izlemiştir hakeza ailesi de bu konulara da ilgi sahibiydi. Elbette ilköğretim yıllarında tam teşekküllü bir felsefe ortaya koyacak kadar bilgisi yoktu bununla birlikte kendi çapında bir şeyler ortaya atmıştır, çeşitli konular hakkında fikrini beyan etmekten, münazara yapmaktan çekinmemiştir. Nomuli için “dünyadaki haksızlıklara sembolik bir tepki” diyoruz ya bu tepkinin kaynağı anlayışçı düşünce sistemindedir. düşünce sistemi ilk yıllarında yapay dil projesini de doğurmuştur zamanla mantık çerçevesine oturmuş ve iyiden iyiye bir paradigma halini almıştır. 2011 yılındaysa “anlayışçılık” adı verilen düşünce sistemi bugün bildiğimiz belli başlı hatlarla açık açık dile getirilmiştir.

Anlayışçı nizam açık açık dile getirildikten sonra onun varlığı için böyle bir şey yok diyenler de çıkmıştır, böyle bir şey olmamalı diyenler de çıkmıştır. Çeşitli dünya görüşlerinden insanlar anlayışçı nizam fikrini çürütmek için Mustafa Kaptan ile münazara etmiştir ve elleri boş dönmüştür ki münazara isteyen taraf hiçbir zaman Mustafa Kaptan olmamıştır teklifler hep karşıdan gelmiştir. Tarihsel, politik önyargılara karşı yapılan münazaralarda kimi zaman karşı taraf öfkesine yenik düşmüş, kimi zaman da aslında haklısın, aslında kısmen haklısın gibi sözler söylemiştir. İnsanlara bir “acaba?” dedirtmiştir.

İnternet üzerinde 7 saat süren anlayışçılık münazarası bile olmuştur bu münazaralarda anlayışçı nizamın kalitesi ortaya iyice konmuştur. Nomuli projesinin altyapısı olduğundan yapay dilciliğin daha iyi bir biçimde savunulmasının motoru anlayışçı nizam olmuştur. Hatta bazı insanlar “ben de anlayışçıyım” demişse de yapay dilci olmadıklarından mütevellit anlayışçı olarak görülmemişlerdir.

Bir takım insanlar “yapay dilciliğin anlayışçılıkla ilgisi yoktur” demiş ve kanıtlamaya çalışmışlardır lakin başarılı olamamışlardır. Yapay dilcilik anlayışçılığın olmazsa olmazıdır. Kimi anlayışçılık karşıtları Mustafa Kaptan’ı dolaylı yoldan tehdit bile etmiştir tek sebebi vardır yaptıkları münazaralarda haksız çıkmanın verdiği huzursuzluktur. Anlayışçı akımın arkasında sermaye, güç grupları, ruhani gruplar, karanlık odaklar, silahlı odaklar olmadığından mütevellit anlayışçı nizam bir yalnız kovboy olmuştur. Kimsenin borazanı olmamıştır sadece sağduyu ve vicdanın bir tezahürü olmuştur.